ABD ile İran arasındaki son çatışma şu soruyu gündeme getiriyor: Ateşkes hangi noktada ateşkes olmaktan çıkar? Amerikan kuvvetleri, İran'ın radar tesislerine saldırmadan önce Hürmüz Boğazı yakınında İran'a ait insansız hava araçlarını durdurduklarını söylüyor. Tahran, ABD kuvvetlerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini hedef alan füzeler ve insansız hava araçlarıyla karşılık verdi. Her iki taraf da birbirini Nisan ayında çatışmayı durdurması beklenen ateşkesi ihlal etmekle suçluyor, ancak ikisi de müzakereleri tamamen bırakmaya istekli görünmüyor. Ateşkesin amacı gerilimi azaltmak ve diplomasi için alan yaratmaktır. Askeri alışverişler tekrarlanan bir özellik haline geldiğinde bu ayrım anlamını yitirmeye başlar. Tehlike yalnızca şiddet değil, aynı zamanda anlaşmazlıkların hâlâ müzakere masasında çözülebileceğine dair güvenin giderek aşınmasıdır. Ancak ne Washington ne de Tahran müzakerelerden çekilmeye hazır görünmüyor. Yaptırımların hafifletilmesi, dondurulan İran varlıkları ve bölgesel güvenlik düzenlemeleri konusundaki tartışmaların son şiddet olaylarına rağmen devam ettiği bildiriliyor. Ancak ilerleme hala sağlanamıyor. İran, çok az somut hareket olduğunu söylerken, ABD müzakere pozisyonunu güçlendirmek için askeri baskıya güvenmeye devam ediyor. Böyle bir yaklaşım kısa vadede avantaj sağlayabilir ancak güvensizliği derinleştirir. Her grev misillemeyi davet eder ve her misilleme uzlaşmanın önünde yeni engeller yaratır. Bu arada çatışma birçok cephede daha da karmaşık hale geliyor. Washington'da milletvekilleri, yönetimin kongre onayı olmadan askeri harekata devam etme kabiliyetini sınırlamaya çalıştı. Bölgede diğer cephelerdeki şiddet, daha geniş çözüm çabalarına gölge düşürmeye devam ediyor. İşleri daha da karmaşıklaştıran ise Lübnan. İran, ateşkesin kaderini giderek oradaki gelişmelere bağladı ve İsrail'in Hizbullah'a yönelik askeri operasyonlarının savaşı sona erdiren daha geniş çerçeveyi tehdit ettiği konusunda uyardı. Washington'un bu yorumu kabul edip etmeyeceği neredeyse konu dışı. Önemli olan, daha geniş bir krize yol açabilecek potansiyel tetikleyicilerin sayısının artmasıdır. Hürmüz Boğazı artık diplomasiyi raydan çıkarabilecek tek alan değil. Güney Lübnan'daki bir çatışma ya da Körfez'deki ABD güçlerinin dahil olduğu başka bir çatışma, mevcut alanın çok ötesinde sonuçlara yol açabilir. Bugünün en büyük tehlikesi Washington ya da Tahran'ın kasıtlı olarak savaşa dönme kararı değil. Ateşkes artık yalnızca ikili ilişkilerle sınırlı değil. Hayatta kalması giderek bölgedeki gelişmelere bağlı hale geliyor ve bu da onu daha da kırılgan hale getiriyor. Şafak'ta yayınlandı, 8 Haziran 2026